1)Bulut bilişimi nedir?
Sektörümüzde son günlerde giderek daha çok konuşulan “Bulut Bilişim”’in adı aslında verilen hizmetin kaynağının önemli olmamasını ifade ediyor. Bulut Bilişim, şirketlerin donanım/yazılım yatırımı yapmadan sadece ihtiyaçları olan çözümleri ihtiyaçları oranında kiralayarak kullanmalarına olanak sağlayan bir model. Yani, standartlaşmış BT kaynaklarının kullandıkça öde, kendi kendine hizmet alabilme gibi modeller eşliğinde servis olarak kullanılmasına kısaca “Bulut Bilişim” deniyor. Bulut Bilişim, ortak kullanılan kaynaklar üzerinde, ihtiyaca göre ölçeklenebilen, anında kullanıma hazır, kaynak ataması ve yönetimi kolay yapılabilen BT servisleri olarak tanımlanabilir. Daha spesifik anlamda ise, Bulut platformları hemen her türlü elektronik cihazın bağlanabildiği, web servisleri üzerinden donanım ve yazılım gibi mevcut BT kaynaklarının dinamik olarak paylaştırılabildiği ve ölçek ekonomisinin avantajları ile yaygın hizmet sunan servis sağlayıcılardan oluşan İnternet ortamını ifade eder. Bu çerçevede Bulut Bilişim, public (herkese açık) veya private (kurumlara özel) şekillerde olabilir. Bir başka deyişle Bulut servisleri, genel kullanıma açık olabileceği gibi sadece işletmelere özel altyapı, platform veya yazılımlar sunabilir. Bulut servislerinin paylaşımlı olma özelliği ve ihtiyaca göre kaynak dağılımını sağlayabilme becerisi, özellikle kurumlar açısından büyük avantajlar sunmaktadır. Kurumlar değişen iş ihtiyaçlarına anında cevap verebilen Bulut servislerini, uygun ödeme koşulları belirli dönemler için satın alabilecekleri gibi bu servislerin güvenlik, performans ve ölçeklenme avantajlarından faydalanabilirler, dahası BT altyapı bakım ve yönetim maliyetlerinden de önemli tasarruflar sağlayabilirler. Bulut bilişimin en önemli yapı taşlarını sanallaştırma ve yönetim yazılımları oluşturmaktadır.
2)Bulut bilişimini ne oluşturur?
Bulut Bilişim kurumların sadece kendilerine özel altyapılar içeren ‘Özel Bulut’ veya paylaşılabilen altyapılarda yani ‘Genel Bulut’ olarak sunabiliyor. Bazı durumlarda ise kurumlar her iki Bulut hizmetinden yararlandıkları Hibrit Bulut çözümlerini tercih edebiliyorlar. Tüm bu seçimlerin içerisinde Bulut Bilişim olarak sunulan hizmetler ise temelde üç ana başlık altında ele alınıyor. Bunlardan ilki altyapının yanı kullanılmak istenen donanımın hizmet olarak sunulması diye adlandırılan IAAS (Infrastructure as Service), Bulut bilişiminin diğer önemli unsurlarından birisi ise servis olarak platform yani PAAS (Platform as Sevice). Burada, geliştiricilere uzak sunucularda barınan komple bir geliştirme ortamı sunuluyor. Son unsur ise, servis olarak yazılım yani SAAS (Software as Service). Buradaki mantık daha çok son kullanıcıyı ilgilendiriyor. Müşteriler geleneksel yazılım satın alma modelinden vazgeçerek daha ileri gidiyorlar. İsterlerse bir yazılımı ihtiyaçları ölçeğinde kiralayabiliyorlar. Bu ihtiyaçlar, zaman, işlem gücü veya kapasite olabiliyor. Bu uygulamalar platform bağımsız oluyorlar ve kullanıcılara ekstra sunucu, yazılım, bakım, eleman gibi maliyetler çıkarmıyorlar. Bu durumda uygulama geliştirici birden çok lokasyonda kurulu uygulamada çıkacak sorunlar için endişelenmek durumunda kalmıyor (bakım, hata düzeltme vs gibi).
3)Nasıl kullanılır?
Aslında hali hazırda kullandığımız hotmail ve skydrive gibi birçok uygulama Bulut üzerinden aldığımız servisler olarak dikkat çekiyor. Genel bir ifade ile ise önceden de bahsettiğimiz gibi Bulut Bilişim kurumların sadece kendilerine özel altyapılar içeren ‘Özel Bulut’ veya paylaşılabilen altyapılarda yani ‘Genel Bulut’ olarak sunabiliyor. Bazı durumlarda ise kurumlar her iki Bulut hizmetinden yararlandıkları Hibrit Bulut çözümlerini tercih edebiliyorlar.
4)Avantajları nelerdir?
Günümüz rekabetçi ortamında Bulut Bilişim kurumlara, düşük maliyet, kolay yönetim ve verimlilik sağlıyor. Kullanıma göre ücretlendirilebilmesinin yanı sıra kurumlara BT yatırımlarında esneklik, çok kullanıcılı ortamlarda da paylaşım imkânı kazandırıyor. Bulut Bilişim sayesinde kurumlar öncelikle bu alanda yapmak zorunda oldukları yatırımları en aza indirebiliyor ve böylelikle yatırımlarını kendi faaliyet alanlarına kaydırabilme imkânı buluyorlar. Aynı zamanda kurum içerisindeki BT profesyonellerinin rutin işlerden uzaklaşıp stratejik konulara odaklanması için de fırsat sunuyor. Bu sayede kurumlar, BT profesyonellerini mevcut altyapılarını ayakta tutmak için çalıştırmak yerine stratejik projelerde değerlendirebiliyorlar ve bu da kurumun verimliliğini artırmasına olanak sağlıyor. Bulut Bilişim modelinin kurumlara sağladığı faydalarından bir diğeri ise iş sürekliliği ve felaket kurtarmada aldığı rol. Bilgi teknolojilerinin her boyda kurum tarafından en yoğun olarak kullanıldığı günümüzde, kurumların bilgi teknolojileri alt yapıları üzerinde çalıştırdıkları uygulamaları, kullanıcılarına ve müşterilerine kaliteli ve sürekli olarak erişilebilir kılmaları gerekiyor. İşte bu noktada Bulut Bilişim her boyda kuruma, düşük maliyetli bir felaket kurtarma ve iş sürekliliği çözümü sunuyor.Microsoft bulut servisleri, özellikle küçük ve orta ölçekli kurumlara, veri merkezlerinin yönetimi ve bakımından kaynaklanan maliyetleri azaltma olanağı sunuyor. Kurumlara, 7/24 desteğin yanı sıra % 99,9 çalışma süresi güvencesini sağlayan servis seviyesi anlaşmalarına sahiptir. Bulut Bilişim dönemsel kaynak ihtiyaçları, test denem sistemleri, yeni projelerin fikirlerin hayata geçirilmesi, yeni şirketlerin kaynaklara kolayca ulaşabilmesi gibi senaryolarda büyük avantajlar sağlıyor. İlk yatırım maliyetinin olmaması, gerekli altyapının satın alma, kurulum, test gibi süreçlerinin beklenmemesi, gerekli altyapı ile ilgili ölçeklendirme riskinin olmaması sebeplerinden birçok iş avantajı içermektedir. Özetle, Bulut Bilişim her yerden bilgiye erişilebilinmesi ve iş sürekliliği çözümü ile kurumların hatta bireylerin performansını ve verimliliğini artırması konusunda büyük avantaj sağlıyor.
5)Dezavantajları var mıdır? Eğer varsa bunlar nelerdir?
Bulut denince akla ilk olarak güvenlik ile ilgi riskler gelmektedir. Ancak Bulut son kullanıcılara ve birçok şirkete kendi imkanları ile erişemeyecekleri güvenlik imkanı sunmaktadır. Dolayısıyla bulut üzerindeki veriler için daha az risk altında diyebiliriz.
6)Güvenlik nasıl sağlanabilir?
Bulut’ta saklanan verilerin güvenliği, gizliliği, bunların denetlenebilirliği, uyumluluğu ve bulut ile ilgili yapılması gereken yasal düzenlemeler tüm dünyada tartışılmakta olan önemli konuların başında geliyor. Ancak bu noktada bulutun güvenliği, bulut hizmeti sağlayanlar tarafından verilen taahhüdüler çerçevesinde değerlendirilebiliyor. Microsoft olarak biz bu noktada kurumlara 7/24 desteğin yanı sıra % 99,9 çalışma süresi güvencesini sağlayan servis seviyesi anlaşmaları sunuyoruz.
7)Neden bulut bilişimi kullanmalıyız?
Bulutun kurumlar açısından önemi, standartlaşmış BT kaynaklarının “kullandıkça öde, kendi kendine hizmet alabilme, ihtiyaca göre büyüyebilme ve küçülebilme” gibi modeller eşliğinde servis olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. BT departmanlarının ihtiyaç duyduğu uygulamaları istedikleri zaman ve istedikleri ölçekte kullanmalarını sağlayan Microsoft Bulutu, şu anda 1 milyar müşteriyi ve 20 milyon işletmeyi destekleyebilecek bir kapasiteye sahip bulunuyor. Dünyanın en büyük 10 küresel enerji şirketinden 7’si, 20 küresel telekom şirketinden 13’ü ve yine dünya çapında çalışan 20 bankadan 15’i Microsoft’un yüksek teknolojisi ve üstün hizmet kalitesi ile sunduğu bu hizmetlerden faydalanıyor. Bulut servislerimizi dünyanın çeşitli merkezlerinde bulunan yüksek güvenlik veri merkezleri üzerinden sunuyoruz. Küresel şirketlerin rekabet ortamında faydalandığı Microsoft Bulutu, gerek yazılım, gerek donanım boyutuyla en üst düzeyde güvenlik koruması altındadır. Bulut platformlarının bir başka gerçeği de artık yeni iş modellerinin internet ortamında gelişmesidir. Dolayısıyla her yerden ve istenildiği an erişilecek bu tür web servisleri, dış kaynak kullanımının da yeni yüzünü oluşturuyor. Bugün şirketler, güvenliğinden, temizliğine, çalışanları için yemek tedarikinden ulaşım hizmetlerine kadar birçok konuda nasıl başka kurumlara güvenmek ve rekabet ortamında uygun şartlarda en iyi hizmeti almak için çeşitli seçimler yapıyorlar ise gelecekte bilişim hizmetlerinin de bundan pek farkı olmayacaktır. Binlerce şirketin hizmet almaya başladığı Bulut platformları, hizmetin türünü tanımlayan servis kalitesi anlaşmalarının (SLAs) yanı sıra rekabetçi bir pazarın temel aktörleri haline gelecek. Bu nedenle en iyi hizmeti ve kaliteyi sunan kurumlar müşteri için öncelikli bir tercih konusu olacaktır.
8)Gelecekte bulut bilişimin yeri ne olacak?
Ünlü araştırma şirketi Forrester Research’e göre küresel bulut bilişim pazarı 2020 yılında 241 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişecek. Bu araştırmaya göre altyapının hizmet olarak sunulduğu bulut pazarındaki küresel büyüklük 2014 yılında 5.9 milyar dolarla sınırlı olacak. Tüm ölçekteki firmaların uyum sağlamaya başlayacağı yazılımın hizmet olarak sunulduğu bulut servisleri pazarının 2016 yılında erişilmesi beklenen büyüklüğü ise 92.8 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.
Turkiye'nin en eksi sitesi : ) 1 title
Lem10.com'a hosgeldiniz. Sizlerde begendiginiz yazilari, fotograflari veya videolari bizlerle paylasabilirsiniz. Yorum ve paylasimlarinizi bekliyoruz...
Turkiye'nin en eksi sitesi : ) 2 title
Lem10.com'a hosgeldiniz. Sizlerde begendiginiz yazilari, fotograflari veya videolari bizlerle paylasabilirsiniz. Yorum ve paylasimlarinizi bekliyoruz...
Turkiye'nin en eksi sitesi : ) 3 title
Lem10.com'a hosgeldiniz. Sizlerde begendiginiz yazilari, fotograflari veya videolari bizlerle paylasabilirsiniz. Yorum ve paylasimlarinizi bekliyoruz...
Bulut bilişim nedir
Mayıs 4th, 2012
CooL Başak Temel
Mayıs 4th, 2012
CooL -Başak Temel’i biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Elbette.Hemen bir özet geçeyim okuyucularımız için… Ortadoğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. 2009’da İKON’u kurdum. Sosyal medya alanında markalara ve ünlü kişilere iletişim ve pazarlama çözümleri sunuyoruz. TRT HD’de gurme-yazar Süreyya Üzmez’le birlikte çok keyifli bir sohbet programı sunuyorum… Bugünlerde hayata geçen yeni projem, yapımcısı ve sunucusu olduğum, “Başak Temel ile SOSYAL EKRAN”. İş hayatı dışında resim ilgi alanımda. İstanbul, Ankara ve Antalya’da üç sergi açtım. Çocukluğumdan beri de dans, spor ve sosyal etkinliklerle yakından ilgiliyim.
-Sosyal medya hızlı ilerlemesine rağmen ülkemizde yeni bir alan, neden sosyal medya?
ODTÜ’den sonra yaklaşık 10 yıl stratejik planlama, kurumsal iletişim, proje ve iş geliştirme yönetimi alanında çalıştım. Bu süre içerisinde çok aktif bir internet kullanıcısıydım ve zamanla topluluk yöneticilikleri yapmaya başladım. Sosyoloji gözlüğü ile de internet toplumunu yorumlamaya ve iş dünyasıyla birleştirmeye başlamıştım. Hem firmalar hem de internet kullanıcıları tarafından edindiğim gözlemler ile tecrübelerimi bu alanda kuracağım firmada değerlendirmeye karar verdim ve İKON böyle doğru… Şu ana kadar Schwarzkopf, Aras Kargo, Collezione, Kidsooll, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği gibi İstanbul merkezli kurumlara hizmet verdik. 30 ülkede düzenlenen “Look of Music” Avrupa stil yarışmasının Türkiye ajansı olduk. Sıfırdan başlayıp Ankara merkezli bir firma olarak yeni bir sektörde bunları başarmak oldukça zor oldu ama ben her zaman şunu söylerim “doğru hedefler ve azimle başarılamayacak şey yoktur!” .
-Televizyon programınızdan biraz bahsedebilir miyiz?
Programımız TRT HD’de yayınlanıyor, kısa sürede çok özel bir kitleye sahip oldu… Deniz ve balık tutkunlarının favori programlarından olduğunu söyleyebilirim gelen yorumlardan… İstanbul, Çeşme, Bodrum, Çanakkale ve Sapanca’da dış çekimlerimizi yaptık. Şimdiye kadar Haldun Dormen, Yavuz Donat, Ayşegül Aldinç, Erkan Tan, Kürşad Tüzmen gibi isimleri ağırladık, çekimlerimiz devam ediyor…
-“Başak Temel ile SOSYAL EKRAN” nasıl bir program, içeriği hakkında bilgi alabilir miyiz?
“Hedef kitleme nasıl daha etkin ulaşabilirim?” diyen firma ve kişilere yönelik formatlar içine bir proje aslında SOSYAL EKRAN. Hem markalar hem de sosyal medya kullanıcılarının ihtiyaç ve beklentilerini iyi özümsediğimi düşünüyorum. Programlarımızı www.sosyalekran.com ‘da ve video paylaşım ortamlarında yayınlıyoruz. En önemlisi de, programları, konuk ve markalara göre sosyal medyada projelendiriyoruz, onların milyonlarca kişiye ulaşmasını sağlayacak çalışmalar hazırlıyoruz diyebilirim kısaca… Dolapdere Big Gang ve Ayhan Sicimoğlu ilk sanatçı konuklarımdan. SOSYAL EKRAN üzerinde Moda, Sağlık, Sosyal Medya, Gastonomi, Gösteri-Eğlence, Spor, Seyahat, Girişimcilik ve Kişisel Gelişim kategorilerinde program yayınımız ve projeler devam edecek…
-“Başak Temel ile SOSYAL EKRAN” formatı nasıl, anladığımız kadarıyla farklı programlar göreceğiz?
Evet SOSYAL EKRAN bir çatı aslında… Altında farklı konseptlerde çekilmiş programlar yer alacak. Programları full hd televizyon programı niteliğinde hazırlıyoruz ekibimizle. Şu an yayında olanlardan göreceksiniz daha çok sohbet ağırlıklı. Montajda konuk firma ya da kişiyle ilgili özellikle sosyal medya bilgilerini, görsellerini kullanıyoruz. Ayıca programların hepsinde izleyicilerimize hediyeler veriyoruz konuklarımızla… İzleyicilerimizle sosyal medyada sürekli iletişim halindeyiz. Konu ve konuk isteklerini alıyoruz. Bundan sonra neler olacak derseniz… Sponsor firmalar ile paket programlar sürecek. Örneğin moda alanında 25 bölümlük bir konsept hazırladık… Diğer kategorilerimizde de çeşitli proje paketleri kurguladık. Bir markanın sosyal medya kampanyasını güçlendirecek, e-ticaret sitesine yönelimi artıracak, mevcut kampanyaları ile entegre olacak farklı konseptler oluşturduk. Tabii sadece çekim ve yayın değil programların sosyal medya ve web dünyasında tanıtımı, tohumlaması, basın bültenleri gibi çalışmalarını da biz yürütüyoruz. Aldığım ilk tepkiler gayet olumlu,umarım tüm izleyenler keyif alır… Önerileri her zaman bekliyorum, www.sosyalekran.com’dan bana ulaşabilir izleyenlerimiz. Twiter’da da @SosyalEkranTV sayfamızda bölümlerden videolar, kamera arkaları, setten kareler yayında olacak…
-İş hayatı dışında neler yaparsınız? Nasıl bir sosyal hayatınız vardır?
Sosyal hayatım daha çok hobilerim ve iş hayatımın uzantısı ile şekilleniyor. Mesela yıllardır, dans, voleybol, buz pateni, dans tiyatrosu, pek çok iletişim-kişisel gelişim semineri, resim, Türk Tanıtma Vakfı yurt dışı turneleri, sosyal yardım çalışmaları var hayatımda. Konuşmacı olarak katıldığım organizasyonlar, seminerler, televizyon programları üstüne kendi yaptığım programlar ile hem internette hem de günlük hayatımda geniş bir sosyal çevrem var. İşimi çok severek yaptığım için iş ve iş dışı gibi bir kavramım yok aslında… Dediğim gibi ben faaliyet bazlı bir insanım, “kafede oturayım, alışverişe gideyim” gibi kavramlar kalmadı hayatımda. Onun dışında ailemle vakit geçiriyorum ve mümkün oldukça spor yapıyorum. Rahat bir vaktim varsa ilk aklıma gelen spor kulübüne gitmektir açıkçası… 7 yaşında ikizlerim var. Malum bu yılımız her akşam el yazısı okuma-yazma çalışmalarıyla geçiyor. Çocuklarla oynadığımız oyunlar da değişiktir… Senaryo yazarlar, bana sergilerler… Biri haberleri diğeri hava durumunu sunar karşımda… Kamerayla film çekerler… Blogları var… İletişim ve pazarlama tekniklerine şimdiden hakimler desem yalan olmaz.
-Temponuz oldukça yoğun görünüyor.. Bunun sürekliliği sağlamak için bir şeyler yapıyor musunuz?
Hipnoz, provokatif enerji teknikleri, EFT (duygusal arınma tekniği) gibi yöntemlere merak saldım son yıllarda. Eğitimler aldım. Sıkça oto-hipnoz yapıyorum, çok dinlendiriyor… Daha önce de birkaç yıl aktif olarak yoga ile ilgilendim. Ben aynı anda birkaç şeyi yapmayı, denemeler yapmayı seviyorum. Mesela spor salonunda yürüme bandındayken EFT yapıyorum, yüzerken yoga nefesiyle yüzmeyi denedim çok başarılı bir sonuç çıktı ☺ Resim aktif yaptığım dönemlerde özellikle bir ara gidip bırakmak zorunda kaldığım İspanyolca cdlerimi dinliyorum… Normalde bir konuya odaklanıp başarılı olunur denir ama ben iş hayatımda da sosyal hayatımda da birkaç öğeyi bir araya getirip sinerji oluşturmayı, yenilikler yaratmayı çok seviyorum bu da beni motive ediyor. Kısacası bu tempom zorunluluk gibi gelmediğinden kendimi sürekli yenileyebiliyorum…
Teşekkür ederim…
star tv canlı yayın izle
Mayıs 3rd, 2011
CooL İletişim
Mayıs 2nd, 2011
CooL Yöneticilerimize aşağıdaki mail adresleri aracılığı ile ulaşabilirsiniz..
Admin: yucehan@lem10.com
Root : info@lem10.com
Türk’ün dilinden anlamak
Mayıs 2nd, 2011
CooL Bir grup İngiliz, Amerikan ve Türk gemiyle yolculuk ediyorlarmış. Birden şiddetli bir fırtına kopmuş. Geminin batacağını anlayan kaptan hemen yolculara koşup gemiyi boşaltmalarını istemiş. Fakat kimse buna inanmayarak kendini denize atmayı kabul etmemiş. Bir süre sonra bütün yolcuların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gören kaptan hemen bir tayfasını çağırmış. “Git bir de sen dene onları gemiden atlamaya ikna etmeyi” demiş. Tayfa gitmiş ve kısa bir süre sonra geri dönmüş. Kaptan merakla sormuş:
-Eee, noldu?
-Hepsi atladılar efendim.
Kaptan çok şaşırmış:
-Nasıl olur, daha demin kıllarını bile kıpırdatmamışlardı. Ne dedin onlara?
-Çok kolay. İngilizlere “Sizin gibi soylu insanlar batmak üzere olan bir gemide olmamalılar” dedim.
Amerikalılara deniz suyunun insan vücudu için çok faydalı olduğunu söyledim.
-Peki ya Türklere ne dedin?
-Onlara da “Denize girmek yasak! ” dedim.
13 Dalda Oscar
Mayıs 2nd, 2011
CooL Atlas Okyanusu’nda giden geminin kaptanı gemide olan bütün herkesi güverteye çağırmış. Herkes gelince
-Size bir iyi bir kötü haberim var.
Önce hangisini söyliyeyim.
Herkes: “İyi” demiş.
-13 dalda oscar kazanacağız.
Homoseksuel çift
Mayıs 2nd, 2011
CooL İki gey birlikte yaşamaktadır. Her şey çok iyi gitmekte oldukça iyi geçinmektedirler. Sonunda evlenmeye karar verirler. Evlilikleride oldukça mutludur ancak tek bir dertleri vardır oda çocuk sahibi olamamak. Bu onları yiyip bitirmektedir. Birgün akıllarına bir fikir gelir kiralık bir anne bulacaklar spermlerini birleştirerek mikroenjeksiyon yöntemi ile hamile bırakacaklardır. Operasyon gerçekleşir ve bebeklerinin doğumunu beklemeye başlarlar. Doğum günü gelmiştir ve her ikiside heyecanla hastane koridorunda beklemektedir. Sonunda hemşire gelir ve
-”müjde nur topu gibi bir oğlunuz oldu” diyerek mutlu haberi verir. Çok heyecanlanan gey ler bir an önce bebeklerini görmek isterler ve yeni doğan bebeklerin olduğu bölüme hemşire ile birlikte giderler. Fakat bütün bebekler feryat figan ağlamakta ancak bir bebek mutluluktan uçarcasına gülücükler atmaktadır. Heyecanla hemşireye bebeklerinin hangisi olduğunu sorduklarında hemşire
- “gülen bebek sizinki” der. Şaşıran geyler “nasıl olur bütün bebekler ağlarken bizim bebeğimiz gülüyor” hemşire
- “kıçındaki dereceyi çekeyim siz ozaman görün ağlamak nasıl oluyor.”
Cennet cehennem maçı
Mayıs 2nd, 2011
CooL Bir devrin tüm en klas futbolcuları cennette toplanmışlar. Cennetin baş meleğide futbola çok meraklıymış. Şeytanı çağırtmış ve :
-Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim ne dersin?
-Bosuna oynamayalım, biz kazanırız, demiş şeytan.
-Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde. Şeytan şeytanca gülümsemis ve :
-Ama bütün hakemler de bizde.
Sizin kızdan ne haber
Mayıs 2nd, 2011
CooL İki aile varmış ve her iki ailenin de birer kız çocuğu varmış. Birgün misafirlikte sohbete baslamışlar;
-Eee sizin kızdan ne haber?..
-Valla işte ne olsun biliyorsunuz işe girdi geçen sene. Başını kaşıyacak vakti yok. İlk başlarda geceleri fazla mesai yapıyordu. Sonra hafta sonları da çalışmaya başladı. Patronu çok sevmiş her işi ona veriyormus. Derken Ankara seyahatleri başladı. Bizimki çanta sekreter gibi patron nereye o oraya. Sonra Paris seyahatleri filan en sonundabu iş böyle olmayack dediler, patronu ev tuttu. Deli gibi çalışıyor evladım. Ee, peki sizinki ne alemde?
-Valla bizimki orospu oldu, ben sizin kadar güzel anlatamıyorum…
Haremağasının intikamı
Mayıs 2nd, 2011
CooL Ahmed sarayın hizmetkarlarından biri.. Yıllardır Kraliçeyi görür ve onun göğüslerine hayran olurmuş.. Artık bir saplantı halini almış Kraliçenin göğüslerine dokunmak, öpmek.. Tüm cesaretini toplayıp haremağasına açılmış..
“Bana sultanın memelerini koklat.. Ömür boyu biriktirdiğim bin altın senin” demiş.. Harem ağasının aklı yatmıs bu karlı işe..
Kenar mahallelerde tanıdığı bir simyacı, büyücü karşımı bir kadın varmış.. Ona gidip bir losyon hazırlatmış ve bu losyonu, sultanın o gün banyodan sonra giyeceği korsaya iyice sürmüş.. Sultan çıplak tenine korsayı takınca, losyon etkisini hemen göstermiş. Memeleri yangın yeri gibi yanmaya başlamış.. Saray doktorları merhemlerle, ilaçlarla çare bulamamışlar.. Sultan acıdan, kaşıntıdan, yanmadan ölecek.. Harem ağası ortaya çıkmış ve padişaha “Saray hizmetkarlarından Ahmet, derdinize derman olabilir. Onun salyası, herşeye iyi geliyor. Tek çare, Ahmed’in dili.. Kraliçemizi ancak o kurtarır, eğer izin verirseniz” demiş.. Padişah çaresiz çağırmış Ahmed’i hareme.. Ahmed bir saate yakın sultanla yalnız kalıp muradına ermiş… Ne var ki söz verdiği halde 1000 altını harem ağasına vermeye yanaşmamış.. “Bu olayı açıklarsan ikimizin de kellesi gider. Bunu göze alamazsın.. Hadi bakalım, çek arabanı” demiş, haremağasına.. Çok kızmış harem ağası.. Öyle kızmış ki.. Ertesi gün aynı yakıcı losyonu padişahın, banyodan sonra giyeceği donuna iki kat sürmüş..
Eşcinsel sinek
Mayıs 2nd, 2011
CooL Dokuz yaşındaki oğlan cocuğu elinde raket, gözünü pencere camına konmuş çiftleşmekte olan sineklere dikmis..
- “Anneee!!” diye cağırmış.. “Sineklerin erkeği olur mu?”
Anne bu masum sorudan kuskulanmadığı için “Olur yavrum..” cevabını verince, oğlan sorusunu ikilemiş
- “Peki sineğin dişisi olur mu?”
Kadın o zaman soruların çetrefilli bir yere gideceğini sezip, yan çizmiş
- “Olmaz evladım..”
Oğlan aradığı cevapları alınca elindeki raketi hırsla sineklerin çzerine yapıştırmış.
“İbneler!”
Ahh ah Emektar
Mayıs 2nd, 2011
CooL Adamın biri sabah uyanınca o gün 90 yaşında olduğunu hatırlamış. Yavaş yavaş yataktan kalkarken gözü ayaklarına ilişmiş “sevgili ayaklarım” demiş, “Bugün 90 yaşına girdik. Bu kadar sene beni istediğim yere götürdüğünüz, bu yaşıma sizinle girdiğim için bahtiyarım, sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler dilerim.”
Sonra dizlerine dikkat etmiş “Sevgili dizlerim, bugün 90 yaşına girdik. Bu kadar sene beni taşıdınız,”bükül” dedim büküldünüz, çömel dedim çömeldiniz, bu yaşıma sizinle girdiğim için şükür ediyorum. Sizlere çok teşekkür ederim, nice seneler dilerim”
Sonra gözü biraz daha yukarı kaymış “Eee emektar” demiş “Eğer sende yaşasaydın bu günümüzü birlikte kutlayacaktık.”
Teknoloji
Mayıs 2nd, 2011
CooL Teknoloji
Bir Türk, Japon arkadaşının daveti üzerine Japonya’ya gidiyor. Birkaç gün gezdikten sonra arkadaşı onu çalıştığı fabrikaya götürüyor. Teknoloji muazzam. “Bak !”, diyor Japon : “Burada robot yapıyoruz. Şu Robotlar öğle yemeğini hazırlar ve getirir. Şunlar bebek bakar. Şunlar araba bile kullanır.” Bizim Türk vatandaşı hayretler içinde kalır. Dolastıkça gözleri fal taşı gibi açılır. Japonya’dan ayrılırken arkadaşı Türkiye’ye mutlaka gelmek ve teknolojisini görmek istediğini söyler. Ve o gün gelir. Fakat bizim Türk nereyi gezdireceğini bir türlü bilemez. Düşünür ne göstermelide altında kalmamalı Japonyada gördüklerinin. Aklına hamam gelir. Japon ne anlar Türk Hamamından. Alır götürür. Japona ilginç gelir: “Ne oluyor burada?” “Biz burada insan yapıyoruz.” ” Sahi mi?” der Japon. Bir odanın kapısını açarlar. İçeride tellak bir adamın kolunu ovmaktadır. “Bak der bizimki, burada kollar monte ediliyor.” ” Bir başka odada bacak ovulmaktadır. “Buradada bacaklar takılıyor.” Japon bu sefer hayrette. Diğer odanın kapısını açarlar. İçeride bir kadının üstünde bir erkek iş üstünde. Japon sorar : “Peki burada ne oluyor.” “Burada montaj bitmiş delikler açılıyor.”
Topun Hacmi
Mayıs 2nd, 2011
CooL Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra: “Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun”
Zenci
Mayıs 2nd, 2011
CooL Renk insanı değiştirir
Amerika’da bir fuar açılmıştı. Fuarda zencileri beyaza dönüştüren bir makine tanıtılıyordu. Denemek 10 dolardı. iki zenci fuarı gezerken bu makineyi gördüler ve denemeye karar verdiler. Birinin 11 doları diğerinin ise 9 doları vardı. 9 doları olan arkadaşına dönüp
-Sen 1 dolarını bana ver. Gidip birlikte beyaz olalım. dedi. Arkadaşı ise :
-Dur! Önce ben gireyim, deneyeyim. Eğer memnun kalırsam sana 1 dolarımı veririm. Sen de beyaz olursun. dedi.
Anlaştılar. Zenci gidip makineye girdi ve bir süre sonra beyaz olarak çıktı. Dışarıda kalan zenci duruma çok sevinmiş olarak arkadaşının yanına gidip :
-Hadi dedi. 1 doları ver ben de beyaz olayım.
-Hadi oradan pis zenci!
Kolkola
Mayıs 2nd, 2011
CooL Kolkola
Hayvanat bahçesinde iki ahtapot kollarını birbirine sarmış dolaşıyorlardı.Erkek ahtapot eğildi hafif bir sesle dişi ahtapotun kulağına fısıldadı:
-Ne güzel bir gece değil mi sevgilim?…Mehtap,yıldızlar,sen,ben…Ve bu güzel gecede seninle ikimiz böyle kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola dolaşıyoruz…
Ananda mı ünüforma giyiyor?
Mayıs 1st, 2011
kolpacino007 1 2 3 …4 5 6 7 8 9 derken yüzbaşı 9 9 9 9 9 diye devam eder epeyce bir süre geçer yüzbaşı bir türlü 10 demez…
Sonra yüzbaşı gülerek : Biliyorum şimdi bana küfür ediyorsunuz ama bu üniforma küfür geçirmez der.
Arkadan cılız bir ses Anandamı üniforma giyiyor?
Lanet oLası Tekrar Aradı
Mayıs 1st, 2011
kolpacino007 Sarışın yanmış iki kulağıyla doktora gider.
Doktor;
- Kulaklarına ne oldu .
sarışın;
- Ütü yapıyordum ve telefon çaldı. Ben de telefon diye ütüyü koydum kulağıma .
Doktor;
- Peki öteki kulağına ne oldu? .
sarışın;
- Lanet olası tekrar aradı …
İlginç Bilgiler
Nisan 30th, 2011
CooL Gerekli Bilgiler
Güneş Ne Kadar Sıcaktır?
Güneş, Güneş Sistemi’ndeki en büyük gök cismidir. Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşur. Bu nedenle, yüzeyinde her saniyede milyonlarca atom bombası patlamasına eşit güçte patlamalar olur. Bu patlamalarda boyu Dünyamızın büyüklüğünün 40-50 katı olan alevler fışkırır.
Güneş’in dış yüzeyindeki sıcaklık 6000 derece, içindeki sıcaklık ise 12 Milyon derecedir.
Okyanus Ne Kadar Derindir?
Dünyanın en derin okyanusu Pasifik okyanusu’dur. 4.637 metredir. Ve en derin noktası ise Marina Çukuru 11.033 metredir.
Dünya’da En Hızlı Koşan Kuş Hangisidir?
Dünya’daki en hızlı uçan kuş kartaldır.. Bazı kartallar, havada inanılmaz bir sürat yaparak aşağıya doğru inişe geçerler. Bu dalış esnasında saatte yaklaşık 322 km. hız yaparlar. Büyük kartallar avlarına çok hızlı çarparlar.
Kağıt Parayı İcat Eden Kimdi?
Para icat edilmeden önce, deniz kabuğundan kıymetli metallere kadar çeşitli mallar değişim aracı olarak kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre, M.Ö. 118 yılında Çinliler deri para kullanmışlardır. İlk kağıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin’de ortaya çıkmıştır.
Batıda kağıt paraların basılması ve kullanılması 17 nci yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. İlk kağıt paranın 1690’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde Massechusetts Hükümeti, İngiltere’de ise “Goldsmiths” ler tarafından basıldığı ve dolaşıma çıkarıldığı, 1694 yılında İngiliz Merkez Bankası ve daha sonra diğer ülke merkez bankalarının kurulması ile de yaygınlaştığı görülmektedir.
Pusulayı Kim İcat Etti?
MS 100 yılında Çinliler, pusulayı icat etti. Manyetik bir ortamda serbest bırakılan bir objenin kuzeye yöneleceği prensibinden hareketle pusulanın keşfi gerçekleşti.
Gökyüzü Neden Mavidir?
Gökyüzünün mavi görünmesinin tek sebebi kırılma hadisesidir.
Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır.
Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.
Ay’a Ayak Basan İkinci İnsan Kimdi?
Ay’a ilk ayak basılması sırasında kullanılan, astronot Buzz Aldrin’e ait imzalı bir uçuş veri defteri, New York’taki açık artırmada 222 bin 500 dolara (yaklaşık 370 milyar TL) alıcı buldu. “Swann Galleries” adlı müzayede evinde yapılan açık artırmada, aydan toz lekelerini de üzerinde barındıran, uçuşla ilgili verilerin işlendiği “Data Card Book” (Veri Kayıt Kitabı) adlı not defteri, kimliği açıklanmayan Pennsylvania’lı bir tüccar tarafından 222 bin 500 dolara satın alındı.
Müzayede evinin sözcüsü Caroline Birenbaum, Ay’a ilk ayak basan insan olan astronot Neil Armstrong ile Apollo 11 adlı uzay aracının personeli Aldrin’in, 20-27 santimetre boyutlarındaki 16 sayfalık not defterinde, aracın manevra yapmasına imkan sağlamak için kritik veri değerlerinin kayıtlarını tuttuklarını söyledi.
Satürn-5 roketiyle uzaya gönderilen Apollo 11 aracı, üç günlük yolculuktan sonra, 20 Temmuz 1969’da, Ay Modülü Kartal’ı Ay’a indirmişti. Araç personelinden Michael Collins, Ay yörüngesinde kalırken, Armstrong ve Aldrin Ay’a ayak basan ilk insanlar olmuşlardı.
Dünya’daki En Büyük Elmasın Adı Nedir?
Dünyanın en büyük elması olarak bilinen 191 karatlık Işık Dağı ya da Kuh-i Nur adıyla tanınan elmas Hindistan’da bulunmuştur ve bugün, İngiltere Krallık Hazinesi’ndedir. Adı Farsçada Işık Denizi anlamında olan, uçuk pembe renkli, yassı bir taş olan Derya-i Nur elması ise, yaklaşık 185 kırat ağırlığındadır ve bugün İran Milli Bankası’nda saklanmaktadır. Bunlara ilaveten, 1853 yılında Brezilya’da bulunan ve Güney Yıldızı adıyla tanınan 128 karatlık elmasla, Büyük Moğol Elması ve bizdeki 86 karatlık Kaşıkçı Elması, dünyadaki en büyük ve en değerli 22 elmasın arasında bulunmaktadır.
Dünya’ya En Yakın Yıldızın Adı Nedir?
Dünya’ya en yakın yıldız! Proxima Centauri’dir.
1 Nisan şakasının kökeni nedir?
1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce
Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX
Charles’in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine
devam ettiler.1 Nisan’da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak
nitelendirdiler.1 Nisan’a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz
hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar
sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin
parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.
İnsanlar niçin içki kadehlerini tokuştururlar?
Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin
amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle
tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin
eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona
zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için
kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi.
Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için
kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.
Çinliler yiyeceklerini niçin çubukla yerler?
Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde
yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı.
Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki
elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken
çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç
sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar
fildişinden ve kemikten yapılırdı.
Dünyanın en çok söylenen şarkısı hangisidir?
Bu şarkı”Happy birthday to you” dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika’lı iki kız kardeşe aittir.
Orijinal adı ” Good Morning to All” yani ” hepinize günaydın”dır. Daha
sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere
aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor?
Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer
veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır.
Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.
Mezara niçin çiçek konulur?
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon’nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının
çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar
mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,
kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan
kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın
yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah
giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.
Satrançta şah niçin o kadar pasiftir?
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden
bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri
geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe’nin
Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından
oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur?
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk
insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki
kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.
Akıl ile zeka arasında fark nedir?
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.
Dolunay insan davranışlarınıetkiler mi?
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.
Niçin gözyaşı dökeriz?
Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlearle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin’dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.
Üç yaşından daha önce olanları için hatırlamıyoruz?
Bilim adamları geçmiş deneyimlerimizi saklayan hafızamızın beynimizde anıveya öykü şeklinde organize olduğunu ileri sürüyorlar. Üç yaşından küçükler bu şekilde iletişim kurma yeteneğine sahip değiller.Öykü ve anılarını anlatamıyorlar. Yer ve karakter kavramlarını anlamıyorlar. Üç yaşından küçükler düzgün konuşabildikleri,anlayış, seziş ve hafıza yeteneklerine sahip oldukları halde tüm olanları bir bütün olarak şekillendiremiyor, öyküye dönüştüremiyorlar.Hafızamız ne yaptığını ne yapıldığını 3-4 yaşlarında kaydetmeye başlıyor.
Yumurtanın niçin bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı sivridir?
Eğerköşeli olsalardı kenarları dayanıklılık bakımından çok zayıf olurdu. En dayanıklı geometrik şekil küredir ama bu şekildeki yumurta yuvarlanacak olursa nerede duracağı belli olmaz. Yumurta yuvarlanınca düz gitmez. İnce tarafı üstünde dairesel bir yol çizer. Başladığı yere yakın bir noktada durur. Yani düz bir yerde kaybolması olanaksızdır. Yumurta, tavuğun yumurta kanalında küre şeklindedir. İlerlemesi sırasında arkada kalan dairesel kasların büzüşerek hem yumurtayı ileri iterler hem de bu kısmına baskı yaparak konik biçimini sağlarlar. Yumurtanın şeklinin nedeni de budur. Sürüngenlerde bu düzenek olmadığından yumurtaları küresel biçimdedir.
Develerin hörgüçlerinde ne var?
Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.
Çinlilerin gözleri niçin çekiktir?
Yalnız çinlilerin değil, Orta ve Güneydoğu Asya’da yaşayanların, japonların hatta Eskimoların da gözleri çekiktir. Aslında göz yapısı bütün dünyada aynıdır. Farkı yaratan göz kapaklarıdır. Çekik gözlü diye nitelendirilen ırklarda gözün üzerindeki göz kapağının ikinci kıvrımı, gözün üstüne daha çok inmiştir. Bazı teorilere göre bu kıvrım insanların gözlerini yoğun kar tabakasının, göz kamaştıran ışığından korumak için bir çeşit kar gözlüğü gibi gelişmiştir. Çinde ve öteki bölgelerde her ne kadar yoğun kar yağmıyorsa da onların atalarının buzul çağında kuzeyde yaşadıkları daha sonra güneye indikleri kanıtlanmıştır. Yalnız gözleri değil, burunları da rüzgara karşı korunmak için küçülmüş, burun delikleri soğuğu engellemek için daralmıştır. Ciltleri de koruma amaçlı olarak yağlıdır. Göz kapakları da yağlıdır. Gözü ve iç tabakalarını kara ve buza karşı korur. Yani çekik gözlü değil, düşük göz kapaklı, demek daha doğrudur.
Ateş böceği nasıl ışık saçıyor?
Aslında bu böceğin verdiği ışığın ateşle de sıcaklıkla da bir ilgisi yoktur. Bilimsel adı “Soğuk Işık”tır. Bu ışık olayı, moleküler seviyede kimyasal bir işlemdir. Bazı moleküllerin ayrışarak daha yüksek enerjili hale geçebildikleri ve bu fazla enerjiyi ışığa dönüştürebildikleridir. Ateş böceğinin karın bölgesindeki ışık organında bulunan guddelerden ışık elde etmede rol alan iki ana kimyasal madde üretilmektedir. Fakat onlar da tam olarak ışık vermeye yetmediği için böceğinışık bölgesine yakın solunum organının ışık verme anında burayı oksijenle beslemesi gerekmektedir
Kumaşlar yıkandıktan sonra niçin çeker?
Aslında kumaş ıslanınca lifler şiştiğinden kumaşın az biraz uzaması gerekmektedir. Ama bükümlerin açılarındaki deformasyonun yarattığı çekme kuvveti daha fazla olduğundan sonuçta kumaş boydan kısalır. Kumaş yıkandıktan sonra kurutulduğunda şişmiş lifler eski durumlarına gelirler. Ama kumaş ilk ölçülerine dönemez. Su, yüksek ısı, çalkalama, sabun hepsi kumaşın çekmesini kolaylaştırır. Kumaş birkaç kez yıkandıktan sonra ölçüleri belli bir dengeye ulaşır ve ondan sonra yıkandığında çekmez.
İnsanlar saatlerini niçin sol kollarına takarlar?
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.
Bir hafta niçin 7 gündür?
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen
beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.
Niçin otellerin kapıları döner kapıdır?
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.
İmdat çağrısı S.O.S ‘in anlamı nedir?
Çok kişi “Save our Ship” gemimizi kurtar; “Save our Soul” ruhumuzu kurtar; “Stop Other Signals” diğer sinyalleri sözcüklerinin kısaltılmışı sanır. Oysa hiçbiri değildir. Tamamen telgraf zamanından kalma mors alfabesiyle ilgilidir. İmdat çağrısının çok kolay akılda tutulabilmesi için 1908 de üç çizgi, üç nokta, üç çizgi olan S.O.S seçildi.
Doktorlar niçin dizimize çekiçle vurur?
Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.
Tükenmez kalemin dolmakalemden farkı nedir?
Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı’nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.
Radyonun sesi açılınca pil daha çabuk mu biter?
Pille çalışan portatif radyolarda sesin yüksekliği pilin ömrünü etkiler. Radyo açık, sesi kapalı durumu ile sesin sonuna kadar açık durumu arasındaki fark pillerin ömürlerinin kısalmasına neden olur. Ses sonuna kadar açıldığında pillerden çekilen akım yüzde 30 artmaktadır. Bu durum, küçüğünden büyüğüne, pille çalışan ve ses yükselticisi olan bütün radyo, teyp, volkmen vb. için aynıdır.
Horozlar niçin sabahları erkenden öterler?
Sabah güneş doğarken ötmek yalnız horozlara özgü değildir. Kulağa en çok
horozun sesinin gelmesi, onun sesinin diğerlerinden daha güçlü olmasıdır. Kuşların büyük çoğunluğu
da aynı saatlerde ağaçlarda koro halinde öterler. Gün boyu hem horozlar hem kuşlar bu ötüşü sürdürürler
ama seslerinin en güçlü çıktığı zaman sabah saatleridir. Horoz ve kuşların sabah gün
doğarken ötmeleri biyolojik saatleriyle ayarlanmıştır
Evlerimizdeki sinekler kışın nereye gidiyor?
Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya
karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.
Termos nasıl sıcağı sıcak, soğuğu soğuk tutuyor?
Tek nedeni vardır, vakum.Yani boşluk.Bir termosta içiçe geçmiş iki kap vardır.Dıştaki metal bir kap olup içteki
genellikle bir cam şişedir.İkisinin arasındaki hava ise boşaltılmıştır.Tam olmasa da üreticiler tarafından elde edilebilen tama yakın bir boşluk vardır.Vakumlu bir ortamda hava molekülleri de ılmadığından ısı iletilemez.Cismin ısısı başlangıçta ne ise o halde kalır.İçerden dışarıya, dışardan içeriye ısı geçişi olmaz.Böylece termosa konan sıvı sıcaksa sıcak, soğuksa soğuk kalır.
Kuşlar nasıl konuşabiliyor?
Her insan ağzıyla konuşur ama konuşabilmeyi sağlayan asıl organ beyindir. Beyinde oluşan düşünceler dilimize ve dudaklarımıza aktarılır. Hayvanlar bu nedenle konuşamaz. Papağan ve benzeri kuşların yaptıkları konuşma değil, mükemmel bir ses tınısı ezberi ve tekrardır. Sesleri ezberler ve taklit ederler. Kuşların ses organları memeli hayvanlardan farklı olarak gırtlakta değil göğüs kafeslerinn dibinde, karın boşluğunun derinliklerindedir. Kuşların doğasında ses taklit yeteneği vardır. Doğayla içiçe yaşarken diğer kuşların seslerini
taklit ederek bir çeşit iletişim sağlarlar.
Kediler balık ve sütü niçin severler?
Kedilerin sudan hoşlanmadığı bilinir. Ama aslında kediler çok iyi yüzerler. Hava şartlarından dolayı ve de tembelliklerinden suya girmeyi sevmezler. Evkedisinin balık sevmesinin yanında kuşlara ve farelere olan düşkünlüğünün nedeni evcilleştirilmeden önce Mısır’da Nil vadisinde balık, kurbağa, küçük kuş ve fareleri avlayarak yaşamış olmasıdır. Zaten eski Mısırlılar kedilerifare avcıları olduğu için evcilleştirmişlerdir. Günümüzde kedinin kuzey Hindistan ve Güneydoğu Asya’da yaşayan türleri ırmakların kenarlarında balık avlayarak yaşamaktadır. Patileriile balıkları sudan dışarı atar, gerekirse suya tamamen girerler. Eski Mısır’da kedi bakıcıları onları ekmek ve sütle beslemişlerdir. Kedilerin süt zevkinin de Mısırlı bakıcılarının yarattığı beslenme alışkanlığından kaynaklanmaktadır.
Bardaktaki buzlar niçin birbirlerine yapışırlar?
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.
Aşk Sözleri
Nisan 30th, 2011
CooL SENI SEVIYORUM! DIYEN DILLERE DEGIL…SENIN ICIN AGLAYAN GOZLERE INAN…
INSANIN INSANA VEREBILECEGI EN OLUMSUZ HEDIYEDIR SEVGI…
UNUTMA KI INSAN SEVEBILDIGI KADAR INSANDIR.
INSANLARIN UMUDUNU KIRMA..BELKI DE SAHIP OLDUGU TEK SEY ODUR.
DUNYADA PAYLASILDIKCA BUYUYEN TEK SEY SEVGIDIR.HAYDI O ZAMAN PAYLASALIM…
NE OLURDU BIR YAPRAGIN DAHA OLSA!BAK SEVMIYOR ISTE BENI HAIN PAPATYA!
ASK GUNAH OLMAYACAK KADAR MASUM,KOLE OLMAYACAK KADAR OZGUR,UNUTULMAYACAK KADAR DERIN,UMULMAYACAK KADAR YAKIN,TEK BASINA YASANMAYACAK KADAR TAKIMDIR…
BEN SENI SECTIM SEN BENIM ICIN YALAN DUNYADAKI TEK GERCEKSIN…
UZAKLIKLAR KUCUK SEVGILERI YOK EDER BUYUKLERI ISE YUCELTIR TIPKI RUZGARIN MUMU SONDURUP ATESI YUKSELTTIGI GIBI…
DUNYA DA HERSEY KENDINE BIR ES ARAR,TASIN KALBI YOKTUR AMA ONU DA YOSUN SARAR…
ASKIMIZ KARA BULUTLARLA KAPLIYSA EGER..YAGMURUN YAGMASINI BEKLE CUNKU HER YAGMURDAN SONRA GOKKUSAGI CIKAR…
BIR GUN GUNES DOGMAYI AY BATMAYI UNUTURSAA BEN DE SENI UNUTACAGIM…
ICTIGIM SIGARAM GIBIYDIN ARAMIZDA TEK BIR FARK VARDI SIGARAMI BEN BITIRDIM BENIDE SEN…
SENIN OLAN HERSEYI SENSIZLIGI BILE SENI HATIRLATTIGI ICIN SEVIYORUM…
UNUTMA BAL YAPAN HER ARININ KUYRUGUNDA BIR IGNESI VARDIR.
DENIZ YA KUDURMALI YA DURULMALI,HANCER YA SONUNA KADAR SAPLANMALI YA KININDA DURMALI.SEVECEKSE INSAN YA OLUMUNE SEVMELI,YADA HIC.
INSANLAR TANIDIM YILDIZLAR GIBIYDILER,HEPSI GOKTEYDI AMA BEN SENI GUNESIM SECTIM VE BIR GUNES ICIN BIN YILDIZDAN VAZGECTIM.
ASK BIR ELMA SEKERIDIR. YERSIN YERSIN ELINDE KAZIGI KALIR.
BASINI GOGSUME YASLADIGIN ZAMAN TEK DUSMANIM AKIP GIDEN ZAMANDIR.
DUN YINE YAPAYALNIZ, DOLASTIM YOLLARDA…YAGMURLARIN ISLATTIGI, BOMBOS SOKAKLARDA.GOZLERIMDE YAS, KALBIMDE SIZI, UNUTMADIM SENI, UNUTAMADIM, UNUTAMADIM, NE OLUR ANLA BENI…
HAYATINDAKI UZUNTULER KUMSALDAKI AYAK IZLERI KADAR GECICI MUTLULUKLARSA MERMERE KAZINAN YAZILAR KADAR KALICI OLSUN…
SENIN ICIN UZAKTAN SEVMEYI,BAKMADAN GORMEYI,DOKUNMADAN,HISSETMEYI,DUYMADAN DINLEMEYI,GOZ YASLARIMLA GULMEYI VE KAVUSMAK ICIN SABRETMEYI OGRENDIM AMA SENSIZLIGE ASLA…
BIR BAKISIN MANASI, HIC BIR LISANDA YOKTUR, BIR BAKIS BAZEN SIFA, BAZEN ZEHIRLI BIR OKTUR, BIR BAKIS BIR ASIGA NELER NELER ANLATIR, BIR BAKIS BIR ASIGI SENELERCE AGLATIR…
UNUTMA! NASIL SENSIZLIGI BEN YARATMADIMSA TADACAGIN BENSIZLIKTE BENIM ESERIM OLMAYACAK…
KENARDAN BEN GECEYIM YOL SENIN OLSUN BEN ZEHIR ICEYIM SU SENIN OLSUN BI SEVGILI BULMUSSUN HAYIRLI OLSUN BI TANE DE BENIM VAR HABERIN OLSUN.
FIZIK ILE BULDUM, KIMYA ILE COZDUM, EDEBIYAT ILE SOYLUYORUM, SENI COK SEVIYORUM
GULU OYLESINE SEVMELISIN KI SORANLARA DIKENI YOK DIYEBILMELISIN.
BIR INSAN OLUNCE UNUTULMAZ, UNUTULUNCA OLUR!
SENII SEVDIGIM KADAR YASASAYDIM,OULSUZ OLURDUM…. SEN HALA SONSUZLUDUN YUZUNDE BIR DAMLA GOZYASISIN..
FIRLATMISTIM KALBIMI UZAGA,EN UZAGA.DENK GELIRDE RASTLAR DIYE BIR YILDIZA…YANILIP SUSTURDUM,AGRIMIN CAGRISINI,CAGRIMIN KOHNEMIS AGRISINI…
OYSA KIM BILIR KI ,YANAGIMDA YANGINLARDAN COK ONCE O YARIN BIRAKTIGI OPUS IZI VAR… YUREGIMDE ANILARDAN KALAN BIN DUS IZI VAR…
KANMADIM AYNALARA SANA KANDIGIM KADAR…ICIMDE BIR BOSLUK SANA YANDIGIM KADAR..
BIR CIFT ELA GOZ YUZUNDEN ICIMDE BIR SONBAHAR ACIYOR OYLE ACIYOR KI, ACILAR ACISIZ KALIYOR, MEVSIMLER USTUME DEVRILIYOR,KISLAR KISSIZ KALIYOR…
PASLI BIR YANLIZLIKTI AVUCLARIMDA…ARDIMDA BIR YUREK YUKU RUZGAR…NE ZAMAN SEVMEYE KOYULSAM,DOGRULUP COGALDI AYRILIKLAR…
SENI SILDIGIMDE, ANILAR DEFTERINDEN,BILIYORDUM SOKUP ATTIGIMI HAYATIMIN YARISINI…
ERKEKLER MI DAHA AKILLI YOKSA KADINLAR MI , CEVAP VERMEK COK ZOR AMA SIZ HIC BACAKLARI GUZEL DIYE BIR ERKEGIN ARKASINDAN KOSAN KADIN GORDUNUZ MU?
SOKAKTA BIR KIZ GORDUM TAKILDI GOZLERIM GOZLERINE, ASIGIM ZANNETTI BENI KENDINE, HALBUKI NE BILSIN, BENZIYORDU GOZLERI GOZLERINE
SENI SEVIYORUM DERKEN HIC YALAN SOYLEMEDIM, YALAN SOYLERKEN HIC SENI SEVIYORUM DEMEDIM!!!
ANSIZIN UYANIRSAM GECENIN BIR YAISINDA,GOZLERIN DALARSA SONSUZ KARANLIGA,BIR SICAKLIK DUYARSAN USUYEN AVUCLARINDA,BILKI SENI DUSUNUYORUM
